15 Şubat 2012 Çarşamba

BİR KÜÇÜK ADEM



Ankara’da, bir akşamüstü
Yolumuz Kızılay’a düştü.
Aylardan ya Aralık ya Ocak,
Havaya tükürsen, havada donacak.
Koluma girmiş eşim
O vitrin senin, öbürsü benim
Geziyoruz, keyifler o biçim…

Birden ilişiyor gözüme, bir küçük adem
Tutuyor elinde bir deste kalem
Oturmuş bir köşe başına
Ne paltosu var, ne de başında şapka…

Yaklaşıyorum…

Ağbi, diyor, evde hasta yatıyor annem
Tek bunlar kaldı, son on kalem
Tanesi bir lira,
Destesi dokuza olur sana
N’olur, bir tane de olsa alsana…

Kıyamıyorum,
On lira verip, hepsini alıyorum
Haydi, diyorum, doğru evine!
Çok geçe kalmışsın, geçmiş olsun annene…

Kalkıp gidiyor, izliyorum küçük ademi,
Yarı çıplak ayaklarından alamazken kendimi…

Mutluyuz eşimle,
İyilik yaptık ya(!) daha ne…
O hazzın verdiği gazla
Tırmanıyoruz Kocatepe’ye hızla
Beğendik’teyiz, beğendik te beğendik
İki saat içinde, tüm parayı tükettik…


Ayaz çıkmış dışarıda, ısırıkları can yakıyor
Dönüyoruz aynı yoldan, eşim hala vitrinlere bakıyor…

Meşrutiyet’ten geçerken
Avaz avaz bağırıyor, bir küçük adem;
“Ağbiler, ablalar!
Elimde kalan son kalem bunlar!”

Bakıyorum hemen
Aynı köşede, aynı küçük adem
Tutuyor titreyen elleriyle, yine on kalem…

Ne yapmalıydık?
Çok çaresiz kalmıştık.
Kimdi bu zavallı, kimin evladıydı?
Hangi zalim mafyanın kurbanıydı?
Gördüklerim sanki, insanlığın ölüm anıydı…

Yalnız değiliz caddede, kaynıyor ortalık
Herkes kendi keyfinde, dükkanlar kalabalık
Eşimle birbirimize üzgünce bakıştık
Devam ettik Kızılay’a, kalabalığına karıştık…

Hala utanıyorum kendi adıma
Küçük adem gelince aklıma…

Tek tesellim; gençtim, gençlik cehaleti
Fakat burası Ankara; nüfuzluların kenti
Başka gören yok mu dostlar, bu sefaleti
Katli vacip değil mi, kim yaptırıyorsa bu rezaleti…

Mehmet KORKMAZOGLU, 14.01.2012
(Ankara'da 1995-96 kışında bir akşam)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder